Mehmet Ali Birand’ın yapımcı ve sunuculuğunu üstlendiği “Son Darbe: 28 Şubat” adlı belgesel, Türk siyasetinin en keskin virajlarından birini anlatıyor. Birand ve ekibinin yoğun emek harcayarak hazırladığı kapsamlı çalışmada; o süreçte sokaklarda meydana gelenler ile dönemin siyasi aktörlerinin askerin müdahalesine ne şekilde zemin hazırladıkları ortaya seriliyor.

-28 Şubat genelde sağ ve İslami kesimin tasfiyesi gibi algılandı. Belgeselin ve sizin dilinizle 28 Şubat neydi?

Bence belgesel, Türkiye’deki büyük bir virajın belgeseli. 1993’te Özal’ın ölmesinden sonra başlayan süreç, 1994’te Erbakan’ın yerel seçimlerde 22 belediyeyi alması… 28 Şubat aslında orada başladı. O tarihten 1997’ye kadar yaşananlar ve 2001-2002’ye kadar olan süreç… 28 Şubat’a giden yolda adımlar nasıl atıldı? Belgesel bunu anlatıyor. Asker ve laik kesim Refah Partisi’ni nasıl algıladı? RP, onları nasıl algıladı? İnsanları damgalamadan net bir resim çıkarmaya çalıştım ortaya. Öyle olaylar yaşandı ki! Duruma hâkim olamayan bir iktidar. Sürekli koalisyon hükümetleri… O geliyor, bu gidiyor. O onla uyuşmuyor, öbürü onunla. Hep askerin zorlaması. Askerin kafasında bir tek şey var: “Ben PKK ile uğraşırım kardeşim. Siz bu dindarları ve yeşil sermayeyi iktidara getirmeyin.” Ama balans ayarı yapayım derken, frenleri patlatıyor, lastikleri de patlatıyor; koruduğu otomobil uçuruma uçuyor. Kendi kafasındaki otomobil…

-93 kritik bir yıl… Asker hangi zaman aralığında daha etkindi?

Asker hiç gitmedi, hep vardı. 1980’den itibaren hiçbir zaman gitmedi. Özal, askerle zıtlaşmadı, uzlaşmaya çalıştı. Bana göre uzlaşma şansını asker kaybetti. Miting düzenleyeceğine, iktidara karşı hesap oyunları oynayacağına çok rahatlıkla uzlaşabilirdi. Asker, samimi olarak hükümetin ülkeyi din devletine götüreceğine inanıyor. Çünkü aralarında diyalog yok. Erbakan askeri iyi anlıyor ve uzlaşmak istiyor. Ama partisindeki birtakım güçleri kontrol edemiyor. Oysa siyaset iktidara gelebildiğin zaman iyi dans etmektir. Erbakan’ın söylemleri askeri çıldırtıyor.

-Bu belgeselde yeni olarak neler var?  

Mesela, Gazi Olayları bölümünde, kim yaptı diye faili ortaya koyamayız. Ama kimler çatıştırılmak istendi, onu veriyoruz. Siz, “Bunu asker yaptı, derin devlet yaptı.” diyebilirsiniz. Ama ben şuna inanmıyorum: ABD’liler geldi, onlar yaptı. İsrailliler geldi, onlar yaptı. Biz ne yaptıysak kendimize yaptık. Bu belgeselde biraz da şu var: 28 Şubat olmayabilirdi.

-Belgesele konuşmak istemeyenler oldu mu?

Cumhurbaşkanı (Abdullah Gül) uzun     uzun brifing yaptı. Ama “Kamera önüne geçmem, cumhurbaşkanı olarak doğru olmaz.” dedi. Tansu Çiller de uzun uzun konuştu ama o da aynı şekilde kayıt altına alınmak istemedi. Genelkurmay Başkanı ve Çevik Bir konuşmak istemediler. “Aramızda karar aldık, konuşmayacağız çünkü yanlış anlaşılıyor.” dediler. Atilla Kıyat ile görüştük. Askere yakın kişilerle görüştük. O boşlukları da öyle doldurduk. Yani şu hata olmamalı; bir bölüme bakıp “Aaa bu çok Refahçı olmuş, bu çok laikçi olmuş.” denmemeli. Bütününe baktığınızda bir dengenin olduğunu fark edersiniz.

-Sizi en çok şaşırtan bilgi kimden geldi?

Bana en şaşırtıcı bilgi 7. yahut 8. bölümde yer alan Öcalan’ın yakalanmasında geldi. Anlatmayayım, heyecanı öldürür. Ama bu iş, yok MOSSAD’dı, yok bilmem neydi falan değil.

-Bundan birkaç ay önce Ayşenur Arslan’ın programında 28 Şubat sürecinde Fethullah Gülen’in kasetlerinin servis edildiğini söylemiştiniz.

Kasetlerin o anda medyaya verilmesi psikolojik savaşın gereği. O ortam içinde, o hava içinde Fethullah Gülen’in o kasetleri… Asker alıyor, ürettiriyor. Bir sürü dernekler var ya; Ergenekon çerçevesi içerisinde olanlar, onlar daha önceden biriktirilmiş. Besbelli ki Fethullah Gülen hareketinin içinden birileri o kasetleri getirmiş. O böyle casus sokturup da çekmiş falan değil. Üstelik de o kasetler gizlice yapılmış görüşmenin kayıtları değil, o besbelli. Cemaate yapıyor o konuşmayı. Bir kişiye değil ki. Ben servisin kesinlikle asker tarafından yapıldığına eminim. O dönemde askerden başka kimse o organizasyonu, o zamanlamayı yapamazdı.

-Andıçlanma dönemi medyasıyla günümüz medyasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

O dönemde laik kesimin medyası güçlüydü. Yani laik kesim medyaya hâkimdi. Ama şimdi iktidarı destekleyen ve ona kol kanat geren çok büyük bir medya var. Medyanın geneline baktığınız zaman sıkıntı mı, hayır! Bazılarının sıkıntısı var. Çünkü iktidara karşı muhalefetini yeteri kadar formüle edemiyor. Korkuyor. “Böyle olursa patron ne der? Başına bir şey gelir mi?” Doğru veya yanlış ama böyle bir korku var. Genele baktığımız zaman o dönemlerdeki hava, bu dönemde yok. Ama ben hep uyarıyorum. Aman ha, diyorum. Eskiden laik kesimdi, şimdi de dindar kesim aynı hataları yapmayın.

-Peki, 28 Şubat sürecinde Birand neler yaşadı?

Allah kimsenin başına vermesin. Dımdızlak kalıveriyorsunuz. Bazı arkadaşlarınız bile ne olur ne olmaz diye yanınıza yanaşmıyor. Askerle arası bozuk olan insana iyi gözle bakılmıyor. Yani hayatımın en güç dönemleriydi onlar. Doğrusunu söyleyeyim, bunu yazarsanız da memnun olurum; Aydın Doğan, “Sen gel kardeşim, ben sana güveniyorum. Böyle şey yapmazsın, benle beraber çalış.” demese, şimdi sokaktaydım herhâlde. Devlet çok gaddar. Devletin tepesi bir kez sana ters bakmayagörsün…

-Asker sizi hiç sevmedi galiba…

Aslında ‘Emret Komutanım’ kitabı ile başladı. Bu kitabı asker kendine övgü kitabı olarak istedi. Ben nasıl görüyorsam, onu yazdım. Çok kızdılar. Arkasından Kürt sorunu geldi. Öcalan görüşmesi geldi. Resmî ideolojiye tersti. İlk defa Kürt sorununun adını koyalım diye bir yazı yazdım. Arkasından Fethullah Gülen’in okulları geldi. ‘Niye uğraşıldı, niçin Fethullah Gülen?’ diye sorunca… O sırada yine üniversitelerde türban yasağı kadar mantıksız bir şey olmaz deyince… Bunlar  üstüme geldi… geldi… geldi…

-Asker sizinle irtibat kurmaya çalıştı mı o dönemde?

Benim hiçbir zaman askerle irtibatsızlığım olmadı ki…

-Uyarma anlamında…

Çok uyardılar! Çalıştığım gazetelerin Ankara büro şefleri, “Genelkurmay’daydık. ‘Canına toz ekeceğiz Mehmet Ali’nin!’ diye konuşuluyor.” şeklinde çok haber getirdiler bana. Bir de ‘askerci gasteciler’ vardı. “O Mehmet Ali denen adama, göreceksin bak neler olacak!” dedikleri açık oturumları izlerdim ben televizyonlarda.

-Darbe çığırtkanlığı yapan gazeteciler sizin tabirinizle ‘askerci gasteciler’ bugün ne durumda?

Askerci gastecilerin bugün birkaç tanesi hariç hepsi elendi. Recep Tayyipçi gasteci olma, Erbakancı olma, askerci de olma. Mesafen olsun arada. Çünkü sonunda ne olursa olsun onlar geliyorlar, geçiyorlar. Görüşlerini benimsiyorsan destekle, hiçbir sorun yok! Ama uyuşmadığın zaman “Kusura bakmayın, aynı fikirde değilim!” de.

-28 Şubat yargılansın deniyor. Bu kafileye askerci gazeteciler de girer mi?

Sanmıyorum. Onlardan önce yargılanması gereken insanlar var. Kalkıp yalakalık eden insanları yargılarsan, işe alttan başlamış olursun. Önce tepeden başlayıp sonra aşağıya inilmeli. Eskiden de böyleydi. ‘Adnan Menderesçi gasteciler’ vardı, ‘Demirelci gasteciler’ vardı. Ama dikkat edecek olursanız ‘cili’ gasteciler sonunda hep elendi, gitti.

Darbe isteyecek kim kaldı?

Sen bu topluma artık darbe yaptıramazsın. Ancak büyük bir ekonomik kaos, güçlü bir siyasi kargaşa, PKK-Kürt-Türk meselesinde zik zak yapan bir başbakan olursa olur. Ona da darbe demem ben. Darbeyi isteyebilecek kim kaldı? Ufak, gözü kapalı katıksız ulusalcılar, nesli tükenen solcular, iktidarını kaybeden asker yanlıları… Herkes olmasa bile toplumun büyük kesimi bugün hayatından memnun.

aksiyon

*************************

28 şubat son darbe video