Sami Hocaoğlu
shocaoglu@yenisafak.com.tr

21 Eylül 2007 Cuma

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=7000&y=SamiHocaoglu

“Angara’da anayasso/ Ellerinden öpiy Hasso”

Önce yeni anayasa taslağını hazırlayanlara bir çift söz: Bir gözü askerde, diğeri anıtkabirde, “çevir kazı yanmasın/ aman kız uyanmasın” mantığıyla anayasa taslağı hazırlanmaz. Röper taşı yanlış yerde duruyor. O taştan yola çıkarak yapacağınız her ölçüm yanlış sonuç verir, her kadastro çalışması yanlışı çoğaltır.

Yapılması gereken ilk iş işaret taşını doğru yere koymaktır. Tasavvuru yanlış olanın tasdiki yanlış olur. Tasdiki yanlış olanın eylemi dünden yanlış olur. Tasavvurdaki milimetrik sapma açısı eylemde kilometrelere baliğ olur.

Anayasalar içtimai mukavelelerdir. Mukaveleler yenilenebilirler. Bu eşyanın tabiatı gereğidir. Çünkü norma ve forma ilişkindirler. Normlar ve formlar yenilenmelidirler. Form norma tabi, norm değerlere tabidir. Değerler ise, sözleşmenin asli tarafı olan milletin değerleridir.

Cevaplanması gereken esas soru şudur: Normu değerlere tabi kılan bir anayasa mı, yoksa şimdiki ve geçmiş anayasalarda olduğu gibi değerleri norma tabi kılan, hatta sözleşmenin asli tarafı olan milletin değerlerini aşağılayıp ikame ve ithal değerleri normatif hale getiren bir anayasa mı?

1921 Anayasa’sını hariç tutacak olursak, diğer anayasaların tümü değerleri norma tabi kılan anayasalardır. Onun için de “toplumsal sözleşme” değil “toplumsal mühendislik” ürünüdürler. Deli gömleği gibi milletin sırtına ceberut bir tarzla geçirilmişlerdir. Milletin elini kolunu bağlayan, dinin yerine ideolojiyi koyan, ithal ve ikame değerleri topluma dayatan anayasalarla buraya kadar. Deniz bitti.

Maalesef, son anayasa taslağı da bu illetten azade değildir. Bir miktar liberal sos katılmıştır. Fakat bu liberal sosun altında otoriter ve yer yer totaliter bir yüz hâlâ sırıtıyor. Modern Anayasa hukuku, “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” hükmünün izahını kendi kendisine yapabilmiş midir, doğrusu çok merak ediyorum.

Mevcut taslak büyük taşa dokunmuyor, çalıyı dolaşıyor, devletin ideolojik ve otoriter yapısını sadece bir miktar liberal sosun altına saklıyor. Bütün bunlara rağmen malum kesime yine de yaranamıyor. Malum kesim, anayasa tartışmalarını başörtüsü ve din dersi gibi birkaç maddeye indirgeyerek, aklınca hükümetten intikam almaya kalkıyor.

Anayasa tartışmaları üzerinden alenen din düşmanlığı yapılıyor. En temel hak ve özgürlüklere cepheden saldıran malum kesim ve onun malum medyası, Müslüman mahallesinde salyangoz değil domuz pazarlayacak kadar gözünü karartıyor.

Farkında mısınız, Cumhuriyet Türkiye’sinin en temel sorunu bu tür tartışmalar sırasında nüksediyor: Din-devlet ilişkileri.

Şunu baştan söyleyebiliriz: Din-devlet ilişkileri rayına oturmadan, bu ülkede hiçbir şeyi sağlıklı konuşamazsınız. Hiçbir toplumsal mukaveleyi sağlıklı yapamazsınız. Milletin değerlerine karşı kuşkuyla karışık bir korku taşıdığınız sürece de din-devlet ilişkilerini rayına oturtamazsınız.

Bunu temin için önce İslam’ın bu topraklarda yaşayan insanları millet eden maya olduğunu unutmayacaksınız. Dinsiz de olsanız kabulleneceksiniz bu gerçeği. Bu milletin İslam’a dayalı bir değerler dizgesi olduğunu göreceksiniz. Yapılandıracağınız her neyse, İslam’la ve Müslümanlarla kavga üzerine yapılandırmayacaksınız.

Batı kendini Roma kültürü, Hıristiyan ahlakı ve Yunan felsefesi üzerine inşa etti. Modern Türkiye ise geçmişini inkâr ederek bir gelecek kurmaya çalıştı. Şu geldiğimiz noktada, geçmişi inkâr ederek ikame ve ithal ‘değerlerle’ gelecek inşa etme projesinin kesinkes başarısızlığa uğradığı ortaya çıktı.

Yeni anayasa, “din devleti”ne ne kadar mesafeli ise “ideolojik devlete” de o kadar mesafeli olmak zorundadır. Devletin sırtına giydirilen ideolojik elbisenin dikişleri her tarafından atmış durumda. Bu elbiseden artık hiçbir şey olmaz. Yeni anayasanın resmi kahramanları, idolleri, tartışılmaz maddeleri olmamalıdır. Yeni anayasayı hazırlayanlar tanrı olmadıklarını, kutsal kitap yazmadıklarını, insan olduklarını bir an bile hatırdan çıkarmamalıdır. Bize insani bir şey sunmalıdırlar.

Biz başka değil, sadece insanca bir anayasa istiyoruz. Zira tüm farklılıklarımızla insanca bir arada yaşayabileceğimiz, inancımıza gem vurulmayan, inancımızdan dolayı itilip kakılmadığımız, potansiyel suçlu gibi görülmediğimiz, ayrımcılığa uğramadığımız bir anayasa. Ahlak, adalet, hürriyet, liyakat ve meşveret temelleri üzerine inşa edilen bir anayasa.

Yoksa mı?

Yoksa, eski tas eski hamam. Şemsi Belli’ye “Anayasso” şiirini yazdıran türden:

Angara’da anayasso

Ellerinden öpiy Hasso

Yap bize de iltimasso

Bu işin mumkini yoh mi hooy babooou.