11 EYLÜL 2011 PAZ 02:05

BM’nin hazırlattığı Palmer Raporu’nun İsrail yanlısı bir üslupla basında yer almasından sonra, ABD’nin İsrail ve Türkiye’den “provokasyonlardan kaçınma” ikazlarına rağmen, her gün bir yenisi ortaya çıkan çatışma planlarının İsrail’i zor durumda bırakacağı görülüyor. Çünkü böyle giderse, ABD’li Yahudilerin İsrail korumacılığını sürdürebilmesi giderek imkansız bir hal alıyor. O da elbette ABD – Türkiye ilişkilerini de dış politikada çıkmaza sokacaktır. Bu gelişme yalnız Obama yönetimini değil, ABD derin devletini de gerçekten etkileyebilir.

Öte yandan, AK Parti hükümetinin bir yandan İsrail yanlısı Palmer Raporu’na karşı çıkarken, bir yandan da İran’a karşı İsrail’i bile korumaya yönelik görünen NATO’nun füze kalkanı projesine ev sahipliği yapması protesto ediliyor.

Ayrıca, Siyonist İsrail’in Mavi Marmara’ya saldırısı gündeme getirilerek ABD ve AB ülkelerinin İsrail’e göz yumduğuna dikkat çekiliyor.

Bu arada, BM’nin insanlığın vicdanı olması gerektiği durumlarda hep ikiyüzlü bir politika izlediği görülüyor.

İnsanlık duygusunu ayaklar altına alınarak ambargo yoluyla ölüme mahkûm edilen Gazze’ye insani yardım taşıyan sivil Mavi Marmara’ya modern silahlarla saldıran İsrail’i mazur göstermeye çalışan BM’nin adalet mekanizması da açıkça tükenmiştir.

Raporu yok hükmünde olunca BM ne oluyor?

Birleşmiş Milletleri’nin Mavi Marmara katliamı ile ilgili raporunu yok hükmünde sayan Türkiye, Başbakan’ın ifadesiyle BM kararlarına karşı “şımarık oğlan” tavrı takınan İsrail’e hiçbir yaptırım uygulayamamasına da elbette bir tavır koyacaktır. Pek çok alandaki faaliyetini diktatörlerle İsrail karşısında savunamayan ve adalet mekanizmalarının tükenmişliğini artık saklayamayan BM’nin himayesindeki Medeniyetler İttifakı projesi gibi organizasyonların manası da tartışılmaya devam edecektir.

Türkiye’nin Batı ile ilişkilerini geliştirmek adına kendisine verilen her görevi yerine getirirken, dahil olduğu hiçbir organizasyonda kayda değer bir sonuç alamaması, BM’nin tartışma konusu olmasına yol açar. BM kurulduğundan beri, İslam coğrafyasının yararına hiç bir iş yapmadığı artık saklanabilecek boyutlarda değil.

İspanya Başbakanı Zapatero’nun 2004’te BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma ile ortaya atılan Medeniyetler İttifakı projesi, Türkiye’nin de desteği alınarak hayata geçirilmek istendi. BM’nin himayesindeki Medeniyetler İttifakı’nın nihai hedefi, Batı ile İslam dünyası arasındaki gerilimin politik platformlarda çözülmesiydi. Özellikle bu çözümün dinden uzak bir ortamda oluşturması gereğinin altı çiziliyordu. Batı dünyasının, kendisine yeni düşman olarak belirlediği İslam’a ve İslam dünyasına karşı tecavüzleri devam ederken, böyle bir girişimin Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” tezine karşı panzehiri olduğu iddia edildi. Fakat bu alanda da somut bir gelişmenin ortaya çıkmadığı görülüyor. Bu da Başbakan Erdoğan’ın gayretlerine rağmen, BM’nin başarısız projeleri arasında yerini almış bulunuyor.  Bu arada, AB ve Dış İlişkiler Daire Başkanlığı’nın internet sayfasında, “Zengin içeriği, kapsamlı tavsiyeleri ve somut analizleriyle medeniyetler arasında çatışmaların önlenmesi, gerginliklerin azaltılması, barış ve işbirliğinin arttırılması için günümüz sorunları karşısında teşebbüse, eyleme dayalı yaklaşımı vurgulayan, 21. Yüz yılın barış projesi” olarak nitelenen Medeniyetler İttifakı projesi, sanki bir pembe hayal gibi duruyor, Arap Baharı adı verilen ve bu ülkeler arasında yaşanan çatışmalara hiç önem vermiyor. Projenin eş başkanlarından olan Türkiye,  Mısır ve Suriye konularında dostça bir tavır ortaya koyarken, BM öncüleri Kaddafi sonrasındaki Libya’da doğal kaynaklara hücum eden Batılı ülkeleri izlemekle yetindi. Özetlemeye çalıştığımız bu üç kritik meselede de BM yetkililerinin dişe dokunur bir teşebbüslerine rastlanmadı. İster istemez akıllara BM çöküyor mu, sorusunu getiriyor.

Türkiye’nin İsrail’e boykotu, İsrail’in boykotu

Türkiye’nin çeşitli yollarla insanlık vicdanını rahatsız eden Palmer Raporu’nun ortaya çıkmasına vesile olan İsrail tutumundan sonra onlara karşı beş maddelik yaptırımı gündeme geldikten sonra Liberman’ın dört başlıkla ilan ettiği karşı yaptırım veya boykotları geldi. Bunların kimi perişan edeceği zamanla görülecek, ama iki ülkeyi tanıyan pek çok Yahudi iş adamı veya politikacının ifadeleriyle İsrail iyice zor durumda kalacaktır. Buna dikkatleri yöneltmeden önce, İsrailli Bakan Liberman’ın çağrılarının başlıklarını nakledelim:

1) Seyahat boykotu: Hükümet, vatandaşlara çağrıda bulunup, uçuş aktarması amacıyla dahi olsa Türkiye topraklarına ayak basmamaları gerektiği konusunda uyaracak. Özellikle de Dökme Kurşun Operasyonu’nda görev yapan askerlerden Türkiye’ye gitmemeleri istenecek. İsrail, askerlerinin Türkiye’de tutuklanmasından çekiniyor.

2) Ermenilerle işbirliği: İsrailli bakan, diyasporaya, Amerikan Kongresi’ndeki kulis çalışmaları konusunda destek teklif edecek. İsrail aynı zamanda, Ağrı Dağı’yla ilgili anlaşmazlık konusunda da diyasporaya yardımcı olacak.

3) PKK desteklenecek: Bakan, PKK’nın önde gelen bazı isimleriyle Avrupa’da bir araya gelecek ve ellerinin güçlenmesi doğrultusunda onlara katkı yapacak. Hatta PKK’ya silah satışı ve militanlara askeri eğitim vermek gibi seçenekler bile gündemde.

4) Azınlıklara eğilecekler: İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman, Türkiye’deki her türlü azınlığın durumunun kötü olduğu, devletin azınlıklar konusunda adil olmadığı gibi tezler konusunda İsrail’in tüm dünyadaki misyonlarını eğitecek ve bu görüşün çok sesli diplomatik dille yayılmasını sağlamaya çalışacak.

Lieberman’ın bu C Planı’na karşı, kendi Başbakanı Binyamin Netanyahu adına Başbakanlık’tan yapılan açıklamada, “Politikalarımız her zaman Türkiye ile ilişkilerin bozulmasını önlemek ve iki ülke arasındaki gerilimi düşürmek üzerine olmuştur” denildi.

Türkiye ile ilişkilerdeki gerginliğin tırmanmasını istemeyen İsrail Başbakanı bu tür kararların  ancak gerektiğinde verileceğini ifade etti ama kesinlikle karşı da çıkmadı. Türkiye bunları da dikkate almalı ve gelecekte çıkacak büyük çatışmaya şimdiden hazırlıklı olmalıdır.

Mustafa MİYASOĞLU-MİLLİGAZETE